Dâhiler için mutlu aşk yoktur!
| |||||||
Aşk, insanlığın ilk zamanlarından felsefenin ve teknolojinin zirveye çıktığı çağlara kadar çözülememiş bir 'sır' olarak yanı başımızda durur hep. Fânilere bahşedilmiş bir lütuf mudur, yoksa şu dünyada oyalanması için insanın 'maruz' kaldığı bir sarhoşluk hâli midir bilinmez. Ne olduğu sorusuna kitaplar dolusu cevap verilmiştir verilmesine de, insanoğlu için bir muamma oluşu bugün bile değişmemiştir aşkın. Eserlerine hayran olduğumuz dâhiler için bile böyledir bu. Doğu-Batı kültüründeki farklı algısından öte, aynı medeniyetteki insanlar arasında bile ne kadar farklı yansımaları olduğunu görmek, aşkı daha da bilinmez kılıyor şüphesiz.
Ş. Gâlib'in sözünü biraz değiştirerek söyleyelim: Bir kitap gördüm Mecnun isminde dâhiler, onda trajedinin adı hep aşk! Özcan Erdoğan da böyle düşünmüş olmalı ki, "Dâhiler ve Aşkları" (İkaros Yayınları) adlı yaklaşık 700 sayfalık bir kitap hazırlayarak, eserleriyle belleklerimizde yer etmiş 'dâhi'lerin aşka bakışını ortaya koymuş. Louis Aragon'la başlayan kitapta, Beethoven'dan Oscar Wilde'a, Van Gogh'dan Rilke'ye, Leonardo da Vinci'den Mevlânâ'ya, Virginia Woolf'tan Karl Marx'a uzanan geniş yelpazede bir liste çıkıyor karşımıza. Ancak, Erdoğan'ın da belirttiği gibi farklı dünyalarda kriterleri değişkenlik arz eden bir kavram dâhilik. Kitap hazırlanırken genel kabuller üzerinden gidilmeye özen gösterilmiş. Elbette ki dışarıda kalan isimler olmuş. Bu isimler, dâhi olmadıkları için değil, gönül ilişkilerine dair bilgi bulunamadığı için listede yok.
Dünyanın belleğinde yer tutmuş bu sıra dışı insanları, aşkları ekseninde bir araya getirme gayreti başlı başına takdiri hak ediyor. Öte yandan kitabı, bu alanda ilk olması dolayısıyla bir yol açma gayreti olarak değerlendirmek daha isabetli olsa gerek. Kitapta heyecan uyandırıcı en önemli özellik, 'içindekiler' bölümüne bakınca karşınıza çıkıyor. Özcan Erdoğan, böylesine kapsamlı bir çalışmayı tek başına hazırlayıp kendi dünyasına hapsetmemiş. Her dâhiyi onu tanıyan, onunla gönül ve fikir bağı olan yazar ve şairlere yazdırmış ve okuyucuya da şimdiye kadar gördüğünden farklı bir pencereden dâhilere bakma imkânı sağlamış. Dâhileri yazan kalemlerin, onların hayatını ve eserlerini ne kadar iyi tanıdığı sayfalar ilerledikçe ortaya çıkıyor. Aragon'un hayatını ve sanatını 'Elsa'dan önce', Elsa'dan sonra' diye ayırmanın ne kadar doğru bir tespit olduğu bunlardan biri mesela. 'Das Capital' yazarı Karl Marx'ın insanı şaşırtan duygusallığının yanında, dönemin tabuları yüzünden nişanlısı Jenny ile evlenebilmek için 7 yıl beklemesi ise bir başka ayrıntı. Bununla beraber; "Cinsellik aşkın çirkin yüzüdür" diyen Virginia Woolf'un acılarını anlamak; "Kendimden başka hiçbir eksiğim yok" diyen Kafka'nın, sevgilisi Milena ile buluşmak için telgrafa yazdığı 'Else hasta' şifresini çözmek; Goethe'ye 'Genç Werther'in Acıları'nı yazdıran kadının kim olduğunu öğrenmek, bir okur olarak bize 'dâhi'lerin dünyasına yaklaşma imkânı veriyor.
Kitapta sanat, edebiyat, bilim ve düşünce dünyasını bir şekilde etkilemiş 44 isme yer veriliyor. Bu isimlerin aşkla olan macerasını, 33 yazar/şair anlatıyor. Louis Aragon'u Bahadır Gülmez, Baudelaire'i Baki Ayhan T., Beethoven'ı Halim Şafak, Yahya Kemal'i Şeref Bilsel, Brecht'i Eren Aysan, Bukowski'yi Zate Zatturi, Chopin'i Neval Eyüboğlu, Salvador Dali'yi Özcan Erdoğan, Furuğ'u Haşim Hüsrevşahi, Goethe'yi Emel İrtem, Van Gogh'u Çiğdem Sezer, Nazım Hikmet'i Efe Duyan, Kafka'yı Asuman Susam, Frida Kahlo'yu Burcu Aktaş, Marx'ı A. Galip, Picasso'yu Derya Önder, Sylvia Plath'i Enis Akın, Rilke'yi Yüksel Pazarkaya, Shakespeare'i Betül Dünder, Oscar Wilde'ı Küçük İskender, Virginia Woolf'u Gonca Özmen ve Leonardo da Vinci'yi Funda Aksüt'ün kaleminden okuyoruz. Dâhilikle delilik arasındaki incecik çizgide gidip gelmiş bu isimlerin ortak yanı, aşkın peşinde bir trajediye sürüklenmiş olmaları. Görüyoruz ki, sırrı hâlâ çözülemeyen aşk, başı bulutlara değen 'dâhi'lere bile diz çöktürüyor. Ve onların yenilgisi hayli trajik oluyor.
Aşkın dâhicesi..
Salvador Dali: 'Büyük bir sanat eseri yaratmaya karar veren her iyi ressam, önce benim karımla evlenmelidir. Her erkek bir kadınla evlenebilir, fakat sadece Galya onun ruhunu iyileştirebilir.'
Baudelaire: 'Benim gibi bir oğlu olan kadın bir daha evlenmemeliydi' (Annesinin başka bir adamla evlenmesi üzerine).
Karl Marx: '... büyük kentler düşündüğümden daha da hareketli, ekonomi istatistikleri karabasandan daha ağır ve karışık. Sanat ise, Jenny kadar güzel değil.' (Babasına yazdığı bir mektupta)
Franz Kafka: 'Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla.' (Milena'ya...)
Charles Bukowski: 'Kadınlar her yere yanlarında aynayla gitmekten vazgeçtiklerinde, bana kadın haklarından bahsedilebilir belki.'
Date: 29 July 2008, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More
Terör'ün Her Türlüsünü Lanetliyorum !!!
|
Date: 29 July 2008, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More
Satanizm Hakkında....

Resim 0: Ayindeki Satanistler
Satanizm kişinin kendi benliğini neredeyse ilahlaştırdığı, kendi istek ve arzularını hayatın tek amacı haline getirdiği bir felsefedir aslında. Bu felsefenin temelleri çok eskiye dayanmakla beraber günümüz satanizmin öyküsü m.s. 1700lere kadar gider. O günden bu yana gelişen bu modern düşünce akımı Anton Lavey'in ABD de 'Church Of Satan' Şeytan Kilisesi'ni açması ile de bir din sıfatına bürünmüş oldu.


Resim1:Şeytan Kilisesi ve Ayindeki Rahipler
Bu düşünüşe göre her şey şeytan için yapılacak olup tüm kötülükler,çirkinlikler,ahlaksızlıklar serbesttir. Ancak Anton Lavey'in önderliğini ettiği satanizm uyuşturucu gibi bir takım bağımlılık yapan maddelerin satanizm ile bağdaşmadığını vurgulamaktadır. Kendi içerisinde bir takım kuralları ve de bir de kutsal kitabı da vardır. Bu kitapta Satanizmin ana ilkeleri belirtilmiştir. Lavey'in kurmuş olduğu Şeytan Kilisesi ile de tüm dünya bu gizli düşünce akımını öğrenmiş oldu. Aslında Satanizm kendi içerisinde de bir takım mezheplerde vardır.Bunların en yaygını Lavey'in taraftarlardır.


Resim 2: Anton Szandor LaVey
Laveyin 9 öğretisi şunlardır:
1-Satanizm sana kendini sakınmayı değil, istediğini yapma özgürlüğünü sunar.
2-Satanizm sana ruhsal boş umutlar, hayaller yerine hayati varoluşu sunar.
3-Satanizm sana, iki yüzlü bir şekilde kendini aldatmak yerine, lekesiz, tertemiz akli sunar.
4-Satanizm sana, nankör kişiler için boşuna harcanan sevgi yerine, hakkedenlere incelik göstermeni sağlayacak kişili sunar.
5-Satanizm sana, sana vurana obur yanağını dönmektense, intikam alacak gücü sunar.
6-Satanizm sana, vampir olmak için vakit harcamak yerine, uğraşman gereken daha gerçek sorumlulukların olduğunu hatırlatır.
7-Satanizm sana derki: insan diğer dört ayak üstünde yürüyen hayvanlardan, bazen daha iyi sık sık daha kötüdür. Zekasal gelişimi ve ayırt edebilme yeteneğinden dolayı, insanoğlu bütün hayvanlardan daha vahşi olabilir.
8-Satanizm sana, günah diye tabir edilen her şeyin aslında fiziksel, duygusal ve zekasal birer zevkten ibaret olduğunu söyler.
9-Şeytan kilisenin su ana kadar sahip olduğu en sadık arkadaşıdır... Çünkü O, bu işi yılardır yapıyor...
ABD, Rusya, İsveç, Norveç, Finlandiya, Kanada da pek çok müridi olan bu dinsel düşüncenin temelinde Hıristiyanlığa karşı gelme de vardır. İskandinav ülkelerinde kilise yakımlarının olmasının sebebi de budur.Günümüzde bir takım Müslüman ülkelerinde de bu dinsel düşünce tarzı benimsenmeye başlamıştır.

Resim 3: Satanizm'in Başlıca Simgeleri
Türkiye'de ilk defa 1980lerde başlayan heavy metal akımı ile Satanizm akımı da ülkemize girmeye başlamıştı. O günlerde gerek rock gerekse metal müzik yapmak oldukça zordu.Çünkü bu tarzı benimseyenlere direk Satanist damgası vurulmaktaydı. Ne olduysa bunlar tam yenilmişken yıl 1999da bir genç kızın kurban edilmesi ile yeniden gündeme geldi. O günden sonrada satanistler hakkında bir çok yalan yanlış haberler ve de bilgiler ortaya atıldı. Örneğin satanistlerin insan kestiğiydi. Oysaki şeytana adak adı altında sadece kedi değil köpek,tavuk,inek,horoz vb hayvanlarda kurban edilmektedir. Ancak ülkemizde Rusya'dan gelen akımdan etkilendiği için kedi kesimi ile insan kurban edilmesi genel yaygın olan kurban seçimleridir.Rusya da şeytana adak olarak insan kesilmektedir. Ancak bu adak 18 yaşından ufak ve de bakire olması şartı vardır.Önce bakireliği ayinde bozularak akabinde kurban ayini yapılır.


Resim 4: Adak Edilen Kurban
Satanizmin esaslarından biride tersten konuşmak ve de öğretilerini herkese anlatmaktır. Bilindiği üzere de müzik evrensel olup herkese aynı duyguyu vermektedir. Metal müzikte var olan isyanı da kullanan bir takım gruplar(örneğin Venom, Dimmu Borgir, Gorgoroth, Aeon, 1349 vb) satanistik düşüncelerini de bu müziğe sokmuşlardır. Yapmış oldukları müziklerde satanizmi anlatmaktırlar ve de satanizmi savunmaktadırlar.Yapmış oldukları şarkılarda şeytana methiyeler düzülmekte aynı zamanda bir takım Hıristiyanlığın özüne de karşı durmalar vardır. Sadece sözler mi??? Tabi ki de hayır. Konserlerde kan kullanmaların yanı sıra şeytana adaklar sunmalar,albüm kapaklarında pentagram kullanmalar,şeytanın simgesi olan keçi boynuzunu albüm kapaklarında kullanmaların yanı sıra 666 sayısını bir takım yerlere yerleştirmelerde bu satanist grupların en belirgin özellikleridir.


Resim 5: Episode 13 --- Behemoth (Konser Görüntüleri )
Ancak bu demek değildir ki Pentagramı kullanan her grup satanistir diye.
Resim6: Pentagram
Pentagram bakıldığında bir çok manası vardır. Tarih de Pisagor Pentagramı insan olarak tasvirlerken,büyücüler pentagramı kötü ruhları kovmada kullanmanın yanı sıra,orta çağda Hıristiyan dünyası İsa'nın aldığı yaraları da pentagram ile simgelemişlerdir. Bu yüzden de pentagram sadece satanist gruplar değil genelde tüm metal grupları kullanmıştır.
Satanizmi anlatan sadece metal gruplarımıdır??
Satanizm akımı sadece metal müziğin hayat felsefesi ile mi bağdaşmaktadır???
Satanizm metal müzik ile mi beslenir?
Metal dinleyicilerinin hepsi satanist midir?
Bu soruların hepsine HAYIR cevabını veriyorum. Satanizmi anlatan yöresel şarkılar yapan bir çok sanatçı mevcut. Ayrıca İskandinav ülkelerinde bir takım Hip-Hop kültürü içerisinde müzik yapan 1-2 grup satanizmi sözlerinde işler. Satanizm sadece metal müzikle değil gördüğünüz gibi her tarz müzikle beslenmektedir. Ayrıca her metal müzik dinleyen de satanist değildir. Satanizm uzun saçlı olmayı,siyah giyinmeyi emretmemektedir. Yukarıda ki Lavey'in 9 emrinde bunlar yoktur. Pekala bu görüş nerden gelmekte??? İşte burada başta dediğim gibi metal müzik icra eden grupların bir çoğunluğunun satanist olması ve ilk defa müzik olarak metal müziğin olmasıdır.
Date: 27 July 2008, Sunday
Comments (19) | Add Comment | More
Dinler
1-Raelien Akımı (Uzay Dini) Raelien akımı 1973 ve 1975 'te Avvergne ve Perigord 'da iki kez uzaylılar tarafından kaçırıldığını öne süren Fransız gazeteci ve otomobil yarışçısı Claude Vorilhon tarafından kuruldu. Uzaylıların mesajını anlattığından dolayı “UFO Dini” veya “Uzay dini” olarak ta adlandırılır. ![]() Uzaylıların gezegenine götürülen C.Vorilhon oradan bir mesajla döndü. Vorilhon 'a göre ; Elohimler 'in yani XXI. Yüzyıl meleklerinin gelişine hazırlanmak gerekli idi.Raelien Akımı, insan ırkının, ilerlemiş uzaylı türlerin klonlanmasi sonucu ortaya çıktığına inanıyor. Kendisini "Rael" olarak adlandıran Vorilhon 'un verdiği simgede Davut 'un Yıldızı ile Hindistan kökenli gamalı haç birleştirilmişti.Parola ise “şimdi anlama zamanıdır, inanma zamanı geçmiştir” idi. Lider Rael (Vorilhon), insanlığın sırrını, 1973'te Fransa'da bir UFO'dan öğrendiğini iddia ediyor. Müritlerden, cinsel tercihlerini kanıtlamaları için tuhaf cinsel ilişkilerde bulunmaları da isteniyor Kitabı Mukaddes 'in yeniden yorumlanmasının sonucu ortaya çıkan bu akım, akılcılığı ve bilimselliği benimseyerek ateist ve hazcı bir dine dönüşme eğilimindedir. ![]() RAELİENLERE GÖRE YAŞAMIN BAŞLANGICI VE TANRI DÜNYADAKİ BÜTÜN HAYATI BAŞKA GEZEGENDEN GELEN İNSAN BİLİM ADAMLARI TARAFINDAN VE DNA'YI KULLANARAK YARATTILAR. Bu şahaser yaratılış destanın izi, bütün dini yazı ve gelenklerinde bulunmaktadır. Hz Musa, İsa, Buda ve Muhammed bunlardan bahsediyordu. Onları dünyamıza hoşbuyurma zamanı geldi. NE OLDU? 13 Aralık 1973’de başka gezegenden gelen ziyaretçi, Fransız gazetecisi Rael ile temasa geçip dünyaya tekrar gelebilmeleri için bir eşçilik kurmasını istediler.. Rael ile buluşan uzaylı insan, dört ayak yüksekliğinden biraz daha büyük, koyu-renk uzun saçlı, badem gözlü, derisi zeytin renkli, görünüşü ahenk, mizah ve neşe saçıyordu. Hz. Rael, geçenlerde verdiği açıklamada buluştuğu Elohim’in görünüşüne bunları ekledi: “O Japonya'nın sokaklarında yürüyecek olsa, onu hiçkimse farkedemez” Diğer bir deyimle, onlar bize, biz de onlara çok benziyoruz. Ve hakikatte bizler, Tevrat'ta yazıldığı gibi "onların benzerinde" yaratılmıştık. O Rael'e söyledi ki': "Dünyadaki bütün hayatı bizler dizayn etdik" "Bizleri sizler, Tanrı diye yanlışa aldınız" "Bütün ana dinlerinizin başlangıcındayız" "Şimdi ki sizler bunu anlamak için yeterli derecede olgunluğa eriştiniz, elçilik sayesiyle resmen bağlantı kurmak istiyoruz" MESAJ Rael’e dikte edilen Mesaj açıklıyor ki, dünyadaki hayat, ne rastgele evrim ne de doğaüstü ‘Tanrı’tarafından ama tamamıyle kasten (bile bile), bilimsel alanda oldukça ilerlemiş uzaylı bilim adamları tarfından ve DNA’yı kullanarak yaratmışlardı. Bu uzaylı insanlar ”kendi benzerlerinde” dünya insanlarını, nasıl deriz ki--”Bilimsel yaratıcılık” yöntemiyle yaratmışlardı. Bu bilim adamlarından ve yaptıkları işlerden ve de sonsuz sembollerinden referanslar, birçok kültürlerin eski yazılarda/dini kitaplarda bulunmaktadır. Örnek olarak, İncil kitabının başlangıç bölümünde bahsedilen yaratılışta ”Elohim” kelimesi ”Tanrı” olarak yanlış tercüme edildi. Çünkü hakikatte bu çoğul bir kelime olup ”uzaydan gelenler” anlamına gelmektedir ve bu kelimenin tekili ”Eloha”dır (ve ”Allah” olarak da bilinmektedir). Dünyanın her tarafındaki yerli kültürler, uzaydan gelen bu ”Tanrıları” hatırlamaktadırlar. Bunlar arasında Amerika, Asya, Avustralya, Avrupa ve Afrika (Dogon ve Twa) kültürlerini örnek olarak verebiliriz. Kendi başına gelişmesi için insanlardan ayrılıp kendi dünyalarına gitmelerine rağmen, Elohim peygamberler sayesiyle (Hz. Buda, Musa, İsa ve Muhammed gibi..) bizlerle bağlantı muhafaza ettiler. Bu peygamberler, onlar tarafından özellikle seçilip eğitilmişlerdi. Peygamberlerin görevi, her çağa ve kültüre uygun mesajlarla insanlığı derece derece ve anlayış seviyelerine göre eğitmekti. Bilim açısından yeterli derecede ilerleyip onları, Yaratıcılarımız ve çağdaş insanlar olarak tanımamızı sağlamak için Peygamberler, Elohim’in izlerini bıraktılar. Babası bir Eloha olan Hz. İsa, yaşamaya imtiyaz olduğumuz bu İfşa/açıklama çağına hazırlama olarak ona verilen bu mesajları bütün dünyaya yayma görevi verilmişti. GÜNÜMÜZDE RAELİENLER Günümüzde Raelien akımı taraftarları Fransa ve Fransa Kanada 'sı başta olmak üzere,dünyanın bir çok ülkesinde taraftarı olan bir dini akımdır. Son yıllarda insan kopyalama çalışmalarına destek verdikleri iddiasıyla gündeme gelen ve haklarında dava açılan, Raelien taraftarlarınca akımının inanan sayısının 50.000 civarında olduğu iddia edilse de gerçekte bu rakam 30.000 dolaylarındadır. Raelien tarikatının Montreal dışında “UFO Land Parkı” bulunuyor |
Date: 27 July 2008, Sunday
Comments (0) | Add Comment | More
Barbar Duzen: 'KAPITALZM'

Kapitalizm insanlık tarihinin en barbar düzenidir. Kapitalizm, borsada asalak sermaye biriktikçe sefalet çukurunun daha da derinleşmesidir. Kapitalizm, bitmez kar hırsı, emekçilerin haklarına haçlı seferi düzenlenmesidir. Kapitalizm, azami kar elde için doğal, tarihsel çevre ve uzayın kirletilmesi ve tahrip edilmesidir.
Kapitalizm, ekonomik kriz, savaş, işsizler ordusu, açlık ve yoksulluktur. Kapitalizm insanlığın tükenişidir!
Sosyalizm insanlığın umudur. Orada zenginler için cennete ve yoksullar için cehenneme yer yoktur. Orada asalaklar bulunmaz. Herkese emeğine herkese yeteneğine göre bir yaşam sürdürülür. Ne işsizlik, ne açlık, ne de sefalet kol gezmez o topraklarda. Ne eğitim, ne sağlık paralıdır. Orada demokrasicilik oyunuyla halk aldatılmaz. İşçi ve emekçiler devlet yönetimini üslenir. Halk, sovyetler, emekçi konseyleri yoluyla kendi kendini yönetir. Orada kâr hırsı değil, halkın maddi ve kültürel refah düzeyini sürekli yükseltmek esastır. Orada pekala yoksul bir ev kadını halk temsilcisi olarak seçilebilir; halk üniversitesine gidip meslek eğitimi alabilir, herhangi bir sanat okulunda yeteneklerini geliştirip bir sanatçı olabilir. Sosyalizm bütün toplumsal birikimlerin zenginlerin kasasına akması değil, halk yararına kullanılmasıdır. O nedenle sosyalizmde üretim araçları üzerinde özel mülkiyete izin verilmez. Her şey halk için, halkın ortak mülkiyetindedir.

1989'da SSCB ve Doğu Bloku yıkılınca sevinçten göbek attılar. Tarihin sonu geldi dediler. Oysa yıkılan sosyalizm değildi. Sosyalizmi yolundan saptıranlar onu kapitalizmin kucağına attılar.
Sosyalizmin kazanımları bütün canlılığıyla dünya ezilenlerinin belleğinde yerini koruyor. O nedenledir ki eski sosyalist ülke halklarının sosyalizm özlemi yeniden boy veriyor.
O nedenledir ki emperyalizme ve kapitalizme karşı ezilen halkların mücadelesi yeniden büyüyor. Kahraman Filistin halkı İsrail siyonizmine ve ABD emperyalizmine karşı direniyor. Kolombiya'da, Nepal'de olduğu gibi halkların silahlı direnişi sürüyor. Ekvator, Arjantin, Uruguay, Endonezya'da ezilenler ayaklanıyor. Emperyalist küreselleşmeye karşı yüzbinlerce emekçi gösteriler düzenliyor. Dünyanın birçok ülkesinde milyonlarca işçinin katıldığı genel grevler yapılıyor. 
Sosyalizm yeniden insanlığın kurtuluş bayrağı haline gelecek. Çünkü başka yolu yok: Ya barbarlık içinde yok oluş ya sosyalizm. İnsanlığın önünde duran seçenek bu.

Date: 22 July 2008, Tuesday
Comments (0) | Add Comment | More
Kuresel Isınmanın Ve Iklım degısıklerının Getırdıgı Boyutlar
Küresel ısınmanın sonuçları BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) çalışmaları sonucunda, küresel ısınmanın Avrupa'da, kutuplarda, küçük ada devletlerinde ve dünyanın başka bölgelerinde yol açabileceği sonuçlar belirlendi. Taslak halindeki rapor, 130'u aşkın ülke hükümetinin desteklediği ve 2000 dolayındaki bilim adamını ve hükümet temsilcisini kapsayan IPCC'nin yarın başlayacak toplantılarında ele alınacak ve nihai şekli, 6 Nisanda Brüksel'de açıklanacak.

-İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN AVRUPA'DA BEKLENEN ETKİLERİ-
![]()
-Nehir yatağı havzalarının, şiddetli ve tehlikeli akıntılara sahip kısımları yüzde 19'dan, 2070 yılında yüzde 34-36'ya çıkacak.
-Batı Avrupa'da muhtemelen milyonlarca insan, sulak alanlarla iç içe yoksunluk içerisinde yaşayacak.
-Küresel sıcaklık ortalamalarının hızla yükseleceği bir senaryonun gerçekleşmesi halinde 2080'lerde yılda fazladan 2,5 milyon kişi daha kıyı şeritlerindeki sellerden etkilenecek.
-Çeşitli senaryolara göre 2070'lerde akarsu potansiyelleri Avrupa'nın Akdeniz kısmında yüzde 20-50 arasında düşerken, Kuzey ve Doğu Avrupa kısımlarında yüzde 15-30 arasında artacak.
![]()
-Alp buzullarının küçük olanları ortadan kalkacak, büyükleri 2050 itibariyle yüzde 30-70 arasında eriyecek.
-Akdeniz'e yönelik turizm yazın düşerken, ilkbahar ve sonbaharda artacak.
-KUTUPLAR VE BAZI DİĞER BÖLGELER-
![]()

-Kuzey kutbundaki deniz buzulları 2100'e kadar yüzde 22-33 arasında azalacak, Antarktika'da ise tamamen ortadan kalkabilecek. Deniz dışı alanlardaki buzullarda önemli incelme olacak ve bu, yeryüzündeki deniz seviyesini yükseltecek.
![]()

-2100 yılına kadar deniz seviyesindeki yükselmenin 18-59 santimetre arasında olabileceği tahmin ediliyor.

-Şu anda 500 bin kilometre kare olan Himalaya buzul alanı, 2030'da 100 bin kilometre kareye kadar gerileyebilecek.
-Asya'da birçok ülkede açlık sorunu olacak.
![]()

-Asya'da 2020 yılında su sıkıntısı çeken kişi sayısı 1,2 milyar kişiye kadar yükselebilecek.
![]()

-Ada devletlerde genellikle kıyılara inşa edilen uluslararası havaalanları ve yollar su altında kalabilecek.
Date: 21 July 2008, Monday
Comments (0) | Add Comment | More
Yurdumuzun Saklı Cennetleri
Eflani (Uludağ)
Bursa İnegol Oylat Kaplıcaları
Yıne Bursa Inegol Oylat Kaplıcalarda'kı Kopru(Cok sık zıyaret ettıgım bır yer)
KOCAELİ'NİN ''SOĞUKSU''YU GÖZDE MERKEZLERDEN
Kocaeli'nde merkeze bağlı Bahçecik beldesindeki Soğuksu Piknik Alanı, körfezin tamamını kapsayan manzarası, temiz havasıyla ziyaretçilerine ağaç altında piknik yapma imkanı sunuyor. Bölgeye ismini veren su ise mide rahatsızlıklarına iyi geliyor.
Kandıra'ya 8 kilometre uzaklıktaki Babaköy'ün sınırları içinden akan dereden adını alan Sarısu ise derenin Karadeniz'le birleştiği yerde bulunuyor.
Ağaçlar arasından süzülerek gelen Sarısu deresinde sazan, tatlı su levreği ve çeşitli tatlı su balıkları yetişiyor. Sarısu, bir kilometre uzunluğundaki kumsalı ve berrak deniziyle doğa ile baş başa kalmak isteyenlere eşsiz güzellikler sunuyor.
Gebze'ye bağlı Tavşanlı Köyündeki tabiat parkı ve doğal sit alanı ilan edilen Ballıkayalar Vadisi de 1,5 kilometre uzunluğunda, 40-80 metre genişliğinde. Dağcıların tırmanış yaptıkları Ballıkayalar Vadisi, kireç taşlarının erimesi sonucu gelişen jeomorfolojik şekilleri ile karstik bir boğaz şeklinde.
Ballıkkayalar Vadisi (Gebze)
Gölcük ilçesindeki Beşkayalar Tabiat Parkı ise birinci derece doğal sit alanı. İzmit'e 24 kilometre uzaklıktaki Beşkayalar'daki 1154 hektarlık sahanın 1057 hektarı ormanlık alandan oluşuyor.
Beşkayalar Tabiat Parkı (Gölcük)
KOYLARI VE DOĞASIYLA KARABURUN
İzmir'in en küçük ilçesi Karaburun, yapılaşmanın görülmediği birçok koyu ve doğasıyla, Türkiye'nin bilinmeyen cennetleri arasında yer alıyor.
İzmir ile arasındaki 130 kilometrelik yolun keskin virajlarla örülü olması nedeniyle ulaşım sorunları bulunan Karaburun, yarımada üzerindeki 1 belde ve 13 köyün merkezi konumunda.
Güneyde Datça Yarımadası'na benzer coğrafi yapısıyla gizli cennetleri barındıran Karaburun Yarımadası, doğa harikası koy ve plajları bünyesinde barındırıyor. Karayoluyla ulaşımın olmadığı birçok koyu sadece tekne turlarıyla görmek mümkün. Bölge, bu özelliğiyle yaz sezonunun en canlı döneminde bile tenha kalmayı başarabiliyor.
Karaburun (İzmir)
Karaburun merkezindeki ikisi mavi bayraklı dört plajın yanı sıra, merkezden uzaklaştıkça sakinleşen Esendere, Saipaltı, İğdealtı, Büyükkent, Dolungaz, Yıldızkent, Akçakilise, Yeniliman ve Kumbükü plajlarına sahip bulunuyor. Açık denize bakması nedeniyle çevrenin en temiz denizine sahip Karaburun, balıkçılık ve dalış turizmi konusunda önemli potansiyeller barındırıyor.
İlçede turizmi hareketlendirmek amacıyla yapılan çalışmalar kapsamında bu yıl temmuz ayında 50 yıl aradan sonra ilk kez İzmir Karaburun arası denizden seferler başlatıldı. Ayrıca Karaburun Belediyesi de ilçenin yurt dışı tur operatörlerine tanıtımı için bir çalışma başlattı.
DİKİLİ'DE BAKİR KOYLAR
İzmir'in Dikili ilçesi de turistik yapılaşmanın diğer merkezlere göre daha az olduğu bölgeler arasında yer alıyor.
İzmir'in 120 kilometre kuzeyinde Bergama ilçesinden sonra gelen Dikili, yapılaşmanın görülmediği koy ve plajlara sahip. Turistik potansiyelini çok iyi kullanamayan ilçe, daha çok Dikili Limanı'nın getirdiği ticari hareketlilik ve jeotermal potansiyeli nedeniyle seracılıkta ön plana çıkıyor.
İlçenin en turistik beldesi olan Çandarlı'da ise genelde ikinci konutlar bulunuyor. Turizm yatırımcıların son yıllarda ilgi göstermeye başladığı Çandarlı'da Danimarkalı bir yatırımcı grubun büyük çaplı tatil merkezi yapacağı belirtiliyor. İlçedeki 2 bin 489 olan toplam yatak sayısının yakın zamanda artacağı ifade ediliyor.
İzmir ve çevresinde ikinci konutların yoğunluğu nedeniyle ön plana çıkamayan Seferihisar ilçesi de bakir turistik koy ve plajlara sahip.Ürkmez, Doğanbey ve Payamlı beldelerine sahip ilçe, bir süre önce İzmir'in metropol ilçesi haline geldi.
İlçenin turistik bölgelerinden Sığacık köyü ise devam eden büyük kapasiteli otel inşaatları ve yat marinasıyla, geleceğin turizm merkezleri arasında kabul ediliyor.
(AA)
Uluyayla (Bartın)
Tralles Antik Tapınağı (Didim)
Zeugma Antik Kenti (Gaziantep)
Date: 21 July 2008, Monday
Comments (0) | Add Comment | More





































